Danışanlarımdan en çok duyduğum cümlelerden biri: “Basen bölgemde fazlalık var nasıl eritebilirim?” veya “Sadece göbeğimi eritmek için diyet yapıyorum!” Genel olarak görülen 2 farklı vücut tipi vardır elma ve armut… Elma tipi vücut yağlanmanın göbek ve bel çevresinde, armut tipi vücut ise yağlanmanın kalça ve basen bölgesinde olduğu vücut tipidir.
Vücudumuzun nasıl şekilleneceği genetik kodlarımızda kayıtlıdır. Kilo vermek vücuttaki yağ hücrelerinin hacim kaybederek küçülmesidir. Ergenlik döneminden sonra yağ hücrelerinin sayısı sabitlenir. Özellikle bahar aylarında bölgesel zayıflama efsanesi büyük bir patlama yapıyor gerek televizyonlarda gerek internette bölgesel zayıflamayı sağlayan birçok ilaç, krem, ürün vs. reklamları insanların aklını çeliyor. Bu hafta internette kontrolsüzce satılan zayıflama hapları ve çayları yüzünden bir kişi daha hayatını kaybetti, lütfen kilo kaybedeceğim diye sağlığınızı kaybetmeyin. Hatta bazı terimler insanların boş yere umutlanmasına yol açıyor. Brezilya poposu, İspanyol bacağı, İskandinav kası diye bir şey olamaz. Medyada yer alan bu tür içerikleri ve diyetleri görünce çok üzülüyorum ve gülüyorum. Birçok defa belirttiğim gibi tekrar söylüyorum: Diyet ile bölgesel zayıflama bir efsanedir ve tamamen boş bir vaattir!
2 farklı vücut tipi olduğunu belirtmiştim, siz kilo vermeye karar verdiğinizde sadece göbek bölgesinden veya sadece kalça bölgesinden kilo veremezsiniz. Elma tipi armuta, armut tipi ise elmaya DÖNÜŞMEZ! Büyük armut kilo verdiğinizde küçük armuta, büyük elma kilo verdiğinizde küçük elmaya dönüşür.
PEKİ HANGİSİ AVANTAJLI?
Elma tipi vücut yağlanmasında, yağlanma bel çevresinde olacağı için diyabet, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklara yakalanma riskiniz daha fazladır. Armut tipi vücut yağlanması estetik açıdan pek sevilmese de sağlık açısından ise daha avantajlı diyebiliriz.
Bel Çevresi:
Kadınlarda: 80 cm
Erkeklerde: 94 cm ve üzeri olması kalp-damar hastalıkları ve diyabet oluşumu açısından riski arttırır.
Yaş almak yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ya da saçlarımızdaki beyazlardan ibaret değil. Vücudumuzda gözle göremediğimiz pek çok değişim de yaşanıyor. Son yıllarda sağlıklı yaş alma araştırmalarının odağındaki “inflammaging” de bunlardan biri. Inflammaging, yaşla birlikte vücutta gelişebilen düşük düzeyli ve kronik inflamasyonu tanımlıyor. Belirgin bir enfeksiyon ya da hastalık olmadan sessizce devam eden bu süreç; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, bilişsel gerileme ve kas kaybı gibi yaşla ilişkili pek çok sağlık sorunuyla bağlantılı. Ancak bu sürecin hızı yalnızca yaşınıza bağlı değil. Beslenme, hareket, uyku ve bağırsak sağlığı gibi günlük alışkanlıklarınız da bu sessiz inflamasyon üzerinde söz sahibi. Tek bir besin yaşlanmayı durduramaz elbette; ancak antioksidanlar, omega-3 yağ asitleri ve prebiyotik bileşenlerden zengin bir beslenme, inflamasyonun kontrolüne destek olabilir. Peki sağlıklı yaş alma yolculuğunda sofranızda hangi besinlere biraz daha fazla yer açabilirsiniz? İşte öne çıkan 5 besin… 1. Yaban Mersini ve Mor Renkli Meyveler Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi mor...
Bağırsak bakterileriniz yeterince lif bulamadığında ne olur hiç düşündünüz mü? Yeni araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin böyle bir durumda besin kaynağını değiştirebildiğini gösteriyor. Üstelik yöneldikleri alternatif kaynaklardan biri, bağırsaklarımızın kendi proteinleri olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre tabağımızdaki lif miktarı yalnızca mikrobiyotanın yapısını değil, bakterilerinneyle beslendiğini ve bunun sonucunda hangi maddeleri ürettiğini de etkileyebiliyor. Başka bir ifadeyle bakterilerinize yeterince “yemek” göndermediğinizde onlar aç kalmıyor; menülerini değiştirebiliyorlar. Üstelik bu hikâyede lifin yanında gözden kaçan başka bir oyuncu daha var: sindirime dirençli bitkisel proteinler. LİF GİBİ DAVRANAN PROTEİNLER Bitkisel besinlerin bağırsak sağlığı üzerindeki etkisini konuşurken uzun zamandır lifleri ön plana çıkarıyoruz. Ancak yeni araştırma bu hikayede lifin yalnız olmadığını gösteriyor. Diyetle alınan bazı lifler sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşıyor ve burada mikroorganizmalar tarafından kullanılıyor. Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan çalışmada bilim insanları bitkisel besinlerde bulunan ve sindirim sistemi tarafından tamamen parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşabilen bazı proteinlere odaklanmış. Araştırmacılar bu...
Yaz mevsimi cildimiz için bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bir yandan Güneş’in verdiği enerji, bronzlaşan ten ve açık havada geçirilen keyifli saatler… Diğer yandan ise fark edilmeden biriken hasar, artan oksidatif stres ve cildin bu etkilere karşı verdiği sessiz mücadele. Bu nedenle yazın cilt bakımını yalnızca dışarıdan sürdüğünüz ürünlerle sınırlamak eksik kalıyor. Çünkü cilt, her gün kendini yenileyen ve bizi çevresel etkilere karşı koruyan canlı bir organ. Güneş ışınları, sıcak hava ve nem kaybıyla baş etmeye çalışırken ihtiyaç duyduğu desteğin önemli bir kısmını da beslenmeden alıyor. Peki yaz sofralarında yapacağımız doğru seçimler cildimizin doğal savunmasını gerçekten destekleyebilir mi? YAZ SOFRALARININ RENKLİ OLMASI TESADÜF DEĞİL Domatesin kırmızısı, havucun turuncusu, yaban mersininin moru, karpuzun en canlı tonu. Bu renkleri oluşturan doğal bileşikler aynı zamanda güçlü antioksidanlar. C vitamini, E vitamini, karotenoidler ve polifenoller; güneşe maruz kalındığında artan serbest radikallerle savaşan doğal savunma sistemimizin önemli parçaları arasında yer alıyor. Bu nedenle yaz aylarında...
İçinde bulunduğumuz Antroposen Çağı’nda, gezegenimize verdiğimiz zararları hesaba katarak gelişme yollarımızı yeniden tasarlamamız gerek. Herkes bu konuda daha fazla farkındalık sahibi olmalı. Beslenme, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin 12’siyle ilişkili. Tüm bunların bilinciyle biz beslenme uzmanlarının attığı adımlar, yarattığı farkındalıklar kıymetli. Dünya kaynakları yetmiyor, artan dünya nüfusu ve tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi ile olumsuz yönde etkileniyor.