Kalsiyumu Miktarı Önemli: Kadınların, erkeklere göre osteoporoz riskleri daha yüksektir, üstelik kas sağlığını desteklemek için kalsiyum almak çok önemli bir yere sahiptir. Süt ve peynir kalsiyum açısından ilk aklımıza gelenlerden olsa da yeşil yapraklı sebzeleri ve yağlı tohumları da unutmamak gerekir. Her gün düzenli olarak süt ve süt ürünleri grubunu tükettiğinizden emin olun ve çeşitliliğe de özen gösterin.
Demir Depolarınızı İhmal Etmeyin: Özellikle büyüme çağındaki ve ergenlik dönemindeki kız çocukları, hamile ve emziren anneler ve menopoz dönemindeki kadınlar demir yetersizliği konusunda risk grubudurlar. Yağsız kırmızı et, siyah tavuk eti, yeşil ve kırmızı mercimek, kuru üzüm, badem ve demir ilave edilmiş tahıllar gibi demir açısından zengin olan besinleri tüketmek her yaş grubu kadınlar için önemlidir.
Kafein Miktarını Azaltın; Kahve antioksidan kaynağı olmasıyla sağlık için faydalıdır ama aşırı kafein tüketimi de kalsiyum kaybını arttırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimini sınırlandırmaya çalışın. Günde 3 fincandan fazla kahve tüketmemeye özen gösterin.
Kahvaltıyı Atlamayın: Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı, özellikle kadınlar koşuşturma sebebiyle atlayabiliyor. Fakat gün nasıl başlarsa öyle gider, unutmayın. Sabahları düzenli olarak kahvaltı etmek gün içinde daha mutlu ve enerji dolu olmanızın yanı sıra kilo kontrolünü de kolaylaştırır. Araştırmalar, sabahları kahvaltı eden insanların, kahvaltıyı atlayan insanlara nazaran daha az kilolu olduklarını gösteriyor.
Ara Öğünlerde Sağlıklı Tercihler Yapın: Yüksek yağ ve şeker içeriğine sahip atıştırmalıklar yerine ara öğünlerde bir sonraki öğüne kadar çok acıkmanızı engelleyecek sağlıklı tercihler yapmaya özen gösterin. Kuru meyveler ile sağlıklı yağ içeren badem ceviz gibi seçimleri deneyin. Haftada 1-2 kez sütlü tatlı, dondurma, bitter çikolata ve yanında süt gibi ara öğünlerle kendinizi ödüllendirin
Kompleks Karbonhidratları Tercih Edin; Bulgur, tam buğday makarna, esmer pirinç, yulaf unu, tam tahıllı ekmekler ve meyveler kompleks karbonhidrat içeriler. Basit şekerlere oranla lif içerikleri sayesinde kan şekeri dengenizi sağlayarak daha uzun süre tok kalmanızı sağlarlar.
Magnezyum Ve D Vitaminini Unutmayın; Yağlı tohumlar, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler magnezyum kaynağıdırlar. Kalsiyum ve magnezyum, D vitamini ile kombine edildiğinde, kadınların kas sağlığı için çok önemli oluyor. D vitamini seviyenizi ölçtürün ve yetersizlik söz konusuysa mutlaka hekim kontrolünde takviye almaya özen gösterin.
Yağı Kesmeyin! Birçok kadın, diyette yağın sağlıksız olduğuna inanmıştır ancak yağlar, sağlıklı diyetin çok önemli bir parçasını oluşturur. Asıl önemli olan çeşitlilik ve miktara dikkat etmektir. Zeytin ve zeytinyağı, fındık, ceviz, badem, balık ve deniz ürünleri, avokado yağları gibi bitkisel yağlar sağlıklı yağlardır ve çeşitlilik sağlanarak makul ölçülerde beslenmenizde yer almalıdır.
Uyku Düzeninize Dikkat Edin; Uykusuz kaldığımızda vücudumuzda bazı hormonal değişiklikler meydana gelir. Yapılan araştırmalar günde 6-8 saatten daha az uyuyanların gün içinde açlık hissini daha zor kontrol ettiğini söylüyor. Düzenli uyumaya özen gösterin
İçtiklerinizi de Gözden Geçirin; eğer kilo problemi yaşıyorsanız sorumlusu içtiğiniz kaloriler olabilir. Bazen çok masum görünen içecekler kalori anlamında acımasız davranabiliyor. Örneğin çay ve kahve şekersiz tüketildiğinde kalorisiz içeceklerdir. Fakat krema ve şeker eklenmiş bir kahve siz hiç fark etmeden 500 kaloriye kadar çıkabilir. Geriye dönüp gün içinde içtiklerinizi gözden geçirin.
Tabii ki kendi değerinize sahip çıkın, kendinizi çok sevin, kendinize zaman ayırın, öncelikleriniz gözden geçirin ve hatırlayın siz iyi olmazsanız hiçbir şey de iyi olmaz.
Yaş almak yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ya da saçlarımızdaki beyazlardan ibaret değil. Vücudumuzda gözle göremediğimiz pek çok değişim de yaşanıyor. Son yıllarda sağlıklı yaş alma araştırmalarının odağındaki “inflammaging” de bunlardan biri. Inflammaging, yaşla birlikte vücutta gelişebilen düşük düzeyli ve kronik inflamasyonu tanımlıyor. Belirgin bir enfeksiyon ya da hastalık olmadan sessizce devam eden bu süreç; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, bilişsel gerileme ve kas kaybı gibi yaşla ilişkili pek çok sağlık sorunuyla bağlantılı. Ancak bu sürecin hızı yalnızca yaşınıza bağlı değil. Beslenme, hareket, uyku ve bağırsak sağlığı gibi günlük alışkanlıklarınız da bu sessiz inflamasyon üzerinde söz sahibi. Tek bir besin yaşlanmayı durduramaz elbette; ancak antioksidanlar, omega-3 yağ asitleri ve prebiyotik bileşenlerden zengin bir beslenme, inflamasyonun kontrolüne destek olabilir. Peki sağlıklı yaş alma yolculuğunda sofranızda hangi besinlere biraz daha fazla yer açabilirsiniz? İşte öne çıkan 5 besin… 1. Yaban Mersini ve Mor Renkli Meyveler Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi mor...
Bağırsak bakterileriniz yeterince lif bulamadığında ne olur hiç düşündünüz mü? Yeni araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin böyle bir durumda besin kaynağını değiştirebildiğini gösteriyor. Üstelik yöneldikleri alternatif kaynaklardan biri, bağırsaklarımızın kendi proteinleri olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre tabağımızdaki lif miktarı yalnızca mikrobiyotanın yapısını değil, bakterilerinneyle beslendiğini ve bunun sonucunda hangi maddeleri ürettiğini de etkileyebiliyor. Başka bir ifadeyle bakterilerinize yeterince “yemek” göndermediğinizde onlar aç kalmıyor; menülerini değiştirebiliyorlar. Üstelik bu hikâyede lifin yanında gözden kaçan başka bir oyuncu daha var: sindirime dirençli bitkisel proteinler. LİF GİBİ DAVRANAN PROTEİNLER Bitkisel besinlerin bağırsak sağlığı üzerindeki etkisini konuşurken uzun zamandır lifleri ön plana çıkarıyoruz. Ancak yeni araştırma bu hikayede lifin yalnız olmadığını gösteriyor. Diyetle alınan bazı lifler sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşıyor ve burada mikroorganizmalar tarafından kullanılıyor. Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan çalışmada bilim insanları bitkisel besinlerde bulunan ve sindirim sistemi tarafından tamamen parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşabilen bazı proteinlere odaklanmış. Araştırmacılar bu...
Yaz mevsimi cildimiz için bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bir yandan Güneş’in verdiği enerji, bronzlaşan ten ve açık havada geçirilen keyifli saatler… Diğer yandan ise fark edilmeden biriken hasar, artan oksidatif stres ve cildin bu etkilere karşı verdiği sessiz mücadele. Bu nedenle yazın cilt bakımını yalnızca dışarıdan sürdüğünüz ürünlerle sınırlamak eksik kalıyor. Çünkü cilt, her gün kendini yenileyen ve bizi çevresel etkilere karşı koruyan canlı bir organ. Güneş ışınları, sıcak hava ve nem kaybıyla baş etmeye çalışırken ihtiyaç duyduğu desteğin önemli bir kısmını da beslenmeden alıyor. Peki yaz sofralarında yapacağımız doğru seçimler cildimizin doğal savunmasını gerçekten destekleyebilir mi? YAZ SOFRALARININ RENKLİ OLMASI TESADÜF DEĞİL Domatesin kırmızısı, havucun turuncusu, yaban mersininin moru, karpuzun en canlı tonu. Bu renkleri oluşturan doğal bileşikler aynı zamanda güçlü antioksidanlar. C vitamini, E vitamini, karotenoidler ve polifenoller; güneşe maruz kalındığında artan serbest radikallerle savaşan doğal savunma sistemimizin önemli parçaları arasında yer alıyor. Bu nedenle yaz aylarında...
İçinde bulunduğumuz Antroposen Çağı’nda, gezegenimize verdiğimiz zararları hesaba katarak gelişme yollarımızı yeniden tasarlamamız gerek. Herkes bu konuda daha fazla farkındalık sahibi olmalı. Beslenme, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin 12’siyle ilişkili. Tüm bunların bilinciyle biz beslenme uzmanlarının attığı adımlar, yarattığı farkındalıklar kıymetli. Dünya kaynakları yetmiyor, artan dünya nüfusu ve tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi ile olumsuz yönde etkileniyor.