Çevresel faktörlerin, kilo alımımıza olan etkisini artık hepimiz biliyoruz. Bu çevresel faktörlerden birisi de , “arkadaş”larımız olabilir. Örneğin; arkadaşınızla randevulaştınız ve dışarıya çıkıp yemek yiyeceksiniz. İşte tam da burada çok dikkatli olmak gerekiyor; çünkü arkadaşlarımız yemek düzenimizi ya alt üst edebilir ya da tam tersi, kuvvetlendirebilir veya etkilemeyebilir.
Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kimle birlikte yediğiniz, ne yiyeceğinizin seçimi konusunda oldukça etkili oluyor. Yemek yediğiniz kişi eğer büyük bir porsiyon yemek ısmarlıyorsa, sizin de etkilenip aynı büyüklükte yemek ısmarlama ihtimaliniz oldukça yüksek. İnce ama çok yemek yiyen biriyle yemeğe gitmek ise, sizin de aşırı yemek yemenize neden olabiliyor.Bu konuda yapılan çalışmalardan birinde film izleyen 210 kolej öğrencisi kilolu arkadaşlarıyla yan yana (partner olarak kabul ediliyor) oturtulmuşlardır. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin arkadaşlarının aldığı büyüklüğe çok benzer yiyecek aldıkları görülmüştür. Bununla birlikte araştırmacılar, yemek yerken arkadaşların yemek seçimlerinin önem taşıdığını bulmuşlardır.Diğer bir çalışmada da, araştırmacılar 32 yıl boyunca on binin üzerinde kişiyi gözlemlemişler. Fazla kilolu arkadaşlarının bu kişilerin beslenme tarzı üzerinde çok etkili olduğunu ve sonuçta kendilerinin de kilolarının arttığı tespit etmişler. Obez bir arkadaşa sahip olmak kişinin obez olma riskini %57 arttırdığı, karşılıklı iki obez olma durumunda ise bu riskin %171’e yükseldiği bulunmuş, bu etkinin 2 -4 yıl arasında gerçekleştiği düşünülüyor.
Bir başka açıdan bakacak olursak, yemek yerken en tehlikeli insan modeli fazla kilolular değil, tehlikeli olan ince olup çok fazla yemek yiyen kişilerle yemek yemektir. Çünkü onlarla birlikte farkında olmadan çok fazla yemeği tüketebiliriz. Bu kişiler hızlı bir metabolizmaya sahip olduğu için, büyük miktarda yemek tüketmelerine rağmen kilo almayacaklardır. Ancak yanındaki bir kişi yavaş metabolik hıza sahipse, aynı şey o kişi için geçerli olamayacaktır. Bu nedenle farkındalık önemli bir çözüm olabilir. Ne yiyeceğinizi önceden planlayarak ya da tercihlerinizi arkadaşınızın ne yiyeceğine odaklanarak yapmak yerine önce siz sipariş vererek kendinize fayda yaratabilirsiniz.
Yaş almak yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ya da saçlarımızdaki beyazlardan ibaret değil. Vücudumuzda gözle göremediğimiz pek çok değişim de yaşanıyor. Son yıllarda sağlıklı yaş alma araştırmalarının odağındaki “inflammaging” de bunlardan biri. Inflammaging, yaşla birlikte vücutta gelişebilen düşük düzeyli ve kronik inflamasyonu tanımlıyor. Belirgin bir enfeksiyon ya da hastalık olmadan sessizce devam eden bu süreç; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, bilişsel gerileme ve kas kaybı gibi yaşla ilişkili pek çok sağlık sorunuyla bağlantılı. Ancak bu sürecin hızı yalnızca yaşınıza bağlı değil. Beslenme, hareket, uyku ve bağırsak sağlığı gibi günlük alışkanlıklarınız da bu sessiz inflamasyon üzerinde söz sahibi. Tek bir besin yaşlanmayı durduramaz elbette; ancak antioksidanlar, omega-3 yağ asitleri ve prebiyotik bileşenlerden zengin bir beslenme, inflamasyonun kontrolüne destek olabilir. Peki sağlıklı yaş alma yolculuğunda sofranızda hangi besinlere biraz daha fazla yer açabilirsiniz? İşte öne çıkan 5 besin… 1. Yaban Mersini ve Mor Renkli Meyveler Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi mor...
Bağırsak bakterileriniz yeterince lif bulamadığında ne olur hiç düşündünüz mü? Yeni araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin böyle bir durumda besin kaynağını değiştirebildiğini gösteriyor. Üstelik yöneldikleri alternatif kaynaklardan biri, bağırsaklarımızın kendi proteinleri olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre tabağımızdaki lif miktarı yalnızca mikrobiyotanın yapısını değil, bakterilerinneyle beslendiğini ve bunun sonucunda hangi maddeleri ürettiğini de etkileyebiliyor. Başka bir ifadeyle bakterilerinize yeterince “yemek” göndermediğinizde onlar aç kalmıyor; menülerini değiştirebiliyorlar. Üstelik bu hikâyede lifin yanında gözden kaçan başka bir oyuncu daha var: sindirime dirençli bitkisel proteinler. LİF GİBİ DAVRANAN PROTEİNLER Bitkisel besinlerin bağırsak sağlığı üzerindeki etkisini konuşurken uzun zamandır lifleri ön plana çıkarıyoruz. Ancak yeni araştırma bu hikayede lifin yalnız olmadığını gösteriyor. Diyetle alınan bazı lifler sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşıyor ve burada mikroorganizmalar tarafından kullanılıyor. Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan çalışmada bilim insanları bitkisel besinlerde bulunan ve sindirim sistemi tarafından tamamen parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşabilen bazı proteinlere odaklanmış. Araştırmacılar bu...
Yaz mevsimi cildimiz için bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bir yandan Güneş’in verdiği enerji, bronzlaşan ten ve açık havada geçirilen keyifli saatler… Diğer yandan ise fark edilmeden biriken hasar, artan oksidatif stres ve cildin bu etkilere karşı verdiği sessiz mücadele. Bu nedenle yazın cilt bakımını yalnızca dışarıdan sürdüğünüz ürünlerle sınırlamak eksik kalıyor. Çünkü cilt, her gün kendini yenileyen ve bizi çevresel etkilere karşı koruyan canlı bir organ. Güneş ışınları, sıcak hava ve nem kaybıyla baş etmeye çalışırken ihtiyaç duyduğu desteğin önemli bir kısmını da beslenmeden alıyor. Peki yaz sofralarında yapacağımız doğru seçimler cildimizin doğal savunmasını gerçekten destekleyebilir mi? YAZ SOFRALARININ RENKLİ OLMASI TESADÜF DEĞİL Domatesin kırmızısı, havucun turuncusu, yaban mersininin moru, karpuzun en canlı tonu. Bu renkleri oluşturan doğal bileşikler aynı zamanda güçlü antioksidanlar. C vitamini, E vitamini, karotenoidler ve polifenoller; güneşe maruz kalındığında artan serbest radikallerle savaşan doğal savunma sistemimizin önemli parçaları arasında yer alıyor. Bu nedenle yaz aylarında...
İçinde bulunduğumuz Antroposen Çağı’nda, gezegenimize verdiğimiz zararları hesaba katarak gelişme yollarımızı yeniden tasarlamamız gerek. Herkes bu konuda daha fazla farkındalık sahibi olmalı. Beslenme, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin 12’siyle ilişkili. Tüm bunların bilinciyle biz beslenme uzmanlarının attığı adımlar, yarattığı farkındalıklar kıymetli. Dünya kaynakları yetmiyor, artan dünya nüfusu ve tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi ile olumsuz yönde etkileniyor.