Hangisi doğru kilo ? İdeal Kilo Nasıl Hesaplanmalı?
Sadece boy uzunluğuna bakarak ideal kilo hesaplamak yeterli olmayabilir.
Önemli olan vücut ağılığınızın ne kadarının yağ olduğudur. Bu sebeple de en doğrusu vücut yağ analizi yapıldıktan sonra vücut tipinize göre ideal kilonun belirlenmesidir. Ölçüm sonucunda sadece vücuttaki toplam yağ miktarını değil bu yağın hangi bölgelerde dağılım gösterdiğini de öğrenmek önemlidir.Vücudunuzdaki kas ve su miktarı ideal kiloyu belirler. Aynı kiloda iki insana baktığınızda vücut şekillerinde büyük fark görebilirsiniz biri 38 beden diğeri 40 beden kıyafet giyiyor olabilir bunun sebebi vücutlarındaki yağ-kas miktarının farklı oranıdır.Kas kütlesi bizim için çok önemlidir. Kaslar Bazal metabolizma hızını direkt belirler vücudunuzda kas miktarı iyiyse yediklerinizi daha kolay yakarsınız. Bir anlamda “kaslar yağı yakan fabrikalar” olarak düşünülebilir. Bunun tersi olduğunda yani kas kütlesi kaybında metabolik hız yavaşlar. 1 gr kas kaybı 2.7 gr su kaybı yaratır ve istenmeyen şekil bozuklukları oluşur ve kişi istediği fit görüntüyü elde edemez.
Ayrıca daha önce yapılan yanlış diyetler, son 5 yıl içindeki en düşük ve en yüksek ağırlık, ailedeki bireylerin geçmişi dahi ideal kiloyu etkileyebilir.
Örneğin
A Kişisi
168 cm
75 kg
% 35 yağ ise vücudunda 26.2 kg yağ var
B Kişisi
168 cm
75 kg
%22 yağ ise vücudunda 16.5 kg yağ var.
Aynı boy ve kiloda olsa da bu iki insanın ideal kiloları birbirinden farklıdır.
Bunun en doğrusunu öğrenmek için beslenme öykünüzü, ailenizdeki obezite soygeçmişini, beslenme alışkanlıklarınızdaki güçlü ve zayıf yönleri ortaya koyarak bir beslenme uzmanı ile görüşün ve yapılacak ölçümler sonrası ideal ve gerçekçi kilonuzdan emin olun.
Yaş almak yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ya da saçlarımızdaki beyazlardan ibaret değil. Vücudumuzda gözle göremediğimiz pek çok değişim de yaşanıyor. Son yıllarda sağlıklı yaş alma araştırmalarının odağındaki “inflammaging” de bunlardan biri. Inflammaging, yaşla birlikte vücutta gelişebilen düşük düzeyli ve kronik inflamasyonu tanımlıyor. Belirgin bir enfeksiyon ya da hastalık olmadan sessizce devam eden bu süreç; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, bilişsel gerileme ve kas kaybı gibi yaşla ilişkili pek çok sağlık sorunuyla bağlantılı. Ancak bu sürecin hızı yalnızca yaşınıza bağlı değil. Beslenme, hareket, uyku ve bağırsak sağlığı gibi günlük alışkanlıklarınız da bu sessiz inflamasyon üzerinde söz sahibi. Tek bir besin yaşlanmayı durduramaz elbette; ancak antioksidanlar, omega-3 yağ asitleri ve prebiyotik bileşenlerden zengin bir beslenme, inflamasyonun kontrolüne destek olabilir. Peki sağlıklı yaş alma yolculuğunda sofranızda hangi besinlere biraz daha fazla yer açabilirsiniz? İşte öne çıkan 5 besin… 1. Yaban Mersini ve Mor Renkli Meyveler Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi mor...
Bağırsak bakterileriniz yeterince lif bulamadığında ne olur hiç düşündünüz mü? Yeni araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin böyle bir durumda besin kaynağını değiştirebildiğini gösteriyor. Üstelik yöneldikleri alternatif kaynaklardan biri, bağırsaklarımızın kendi proteinleri olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre tabağımızdaki lif miktarı yalnızca mikrobiyotanın yapısını değil, bakterilerinneyle beslendiğini ve bunun sonucunda hangi maddeleri ürettiğini de etkileyebiliyor. Başka bir ifadeyle bakterilerinize yeterince “yemek” göndermediğinizde onlar aç kalmıyor; menülerini değiştirebiliyorlar. Üstelik bu hikâyede lifin yanında gözden kaçan başka bir oyuncu daha var: sindirime dirençli bitkisel proteinler. LİF GİBİ DAVRANAN PROTEİNLER Bitkisel besinlerin bağırsak sağlığı üzerindeki etkisini konuşurken uzun zamandır lifleri ön plana çıkarıyoruz. Ancak yeni araştırma bu hikayede lifin yalnız olmadığını gösteriyor. Diyetle alınan bazı lifler sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşıyor ve burada mikroorganizmalar tarafından kullanılıyor. Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan çalışmada bilim insanları bitkisel besinlerde bulunan ve sindirim sistemi tarafından tamamen parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşabilen bazı proteinlere odaklanmış. Araştırmacılar bu...
Yaz mevsimi cildimiz için bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bir yandan Güneş’in verdiği enerji, bronzlaşan ten ve açık havada geçirilen keyifli saatler… Diğer yandan ise fark edilmeden biriken hasar, artan oksidatif stres ve cildin bu etkilere karşı verdiği sessiz mücadele. Bu nedenle yazın cilt bakımını yalnızca dışarıdan sürdüğünüz ürünlerle sınırlamak eksik kalıyor. Çünkü cilt, her gün kendini yenileyen ve bizi çevresel etkilere karşı koruyan canlı bir organ. Güneş ışınları, sıcak hava ve nem kaybıyla baş etmeye çalışırken ihtiyaç duyduğu desteğin önemli bir kısmını da beslenmeden alıyor. Peki yaz sofralarında yapacağımız doğru seçimler cildimizin doğal savunmasını gerçekten destekleyebilir mi? YAZ SOFRALARININ RENKLİ OLMASI TESADÜF DEĞİL Domatesin kırmızısı, havucun turuncusu, yaban mersininin moru, karpuzun en canlı tonu. Bu renkleri oluşturan doğal bileşikler aynı zamanda güçlü antioksidanlar. C vitamini, E vitamini, karotenoidler ve polifenoller; güneşe maruz kalındığında artan serbest radikallerle savaşan doğal savunma sistemimizin önemli parçaları arasında yer alıyor. Bu nedenle yaz aylarında...
İçinde bulunduğumuz Antroposen Çağı’nda, gezegenimize verdiğimiz zararları hesaba katarak gelişme yollarımızı yeniden tasarlamamız gerek. Herkes bu konuda daha fazla farkındalık sahibi olmalı. Beslenme, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin 12’siyle ilişkili. Tüm bunların bilinciyle biz beslenme uzmanlarının attığı adımlar, yarattığı farkındalıklar kıymetli. Dünya kaynakları yetmiyor, artan dünya nüfusu ve tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi ile olumsuz yönde etkileniyor.